Bugun...
Dahi Fakat Deli Ressam


Nursel ÖNEN Bir Tutam Sanat
nurselonen@akadhaber.com
 
 

"Bir deliyle benim aramdaki tek fark, benim deli olmayışımdır."

SALVADOR DALİ
(1904 –1989)

‘Doğar doğmaz tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürümeye başladım. Beni severken hala onu seviyorlardı aslında. Belki de benden çok onu. Babamın sevgisinin bu sınırları yaşamımın ilk günlerinden itibaren çok büyük bir yara oldu benim için.’
(1973’de, kendisinden önce doğan ve 6 yaşındayken menenjitten ölen, ismini aldığı erkek kardeşi için yazdığı satırlar.)
Gerçeküstü eserlerindeki tuhaf ve çarpıcı imgelerle ünlenmiş, İspanyol asıllı, sürrealizmin en önde gelen ressamlarındandır Salvador Dali. Sanatçı sadece sürrealizm çizgisinde değil kübist ve dadaist bir çizgiden geçerek de eserlerini vermiştir. Çok yönlü olmayı başaran Dali, ressamlığın yanı sıra heykelcilik, fotoğrafçılık ve filmcilikle de ilgilenmiş ve hayatı boyunca, 1500'den fazla ɾesim ve onlaɾca heykelin yanı sıɾa, çeşitli taş baskı eseɾleɾ, kitap illüstɾasyonlaɾı, tiyatɾo dekoɾlaɾı ve kostümleɾi üɾetmiştiɾ. Ayɾıca, Man Ray, Bɾassaï, Cecil Beaton ve Philippe Halsman gibi fotoğɾaf sanatçılaɾıyla ve Elsa Schiapaɾelli, Chɾistian Dioɾ gibi moda tasaɾımcılaɾıyla beɾabeɾ çalışmıştıɾ. Amerikalı animasyoncu Walt Disney ile beraber yaptığı Destino adlı kısa çizgi film, 2003'te "en iyi kısa animasyon filmi" dalında Oscar adayı olmuştur. Sadece eserleriyle değil kişiliği, yaşam tarzı, düşünceleriyle ve farklı görünümüyle de dikkat çekmeyi başarmış. Tüm dünya tarafından karakterize olmuş bıyığıyla, onu herkesten ayıran ve sıra dışı tavrıyla dünya üzerinde bir ekol olmayı başarmış da bir isimdir aynı zamanda. Çılgın ressam kendisini şöyle tanımlamaktan geri durmaz:
“Dünyada iki büyük ressam vardır, biri Pablo, diğeri de benim, ancak ben daha büyüğüm.”

Kendisinden önce doğan ağabeyinin ölümü ile ‘Salvador’ ismi çift tarafından ölen çocuklarının anısına, ikiz kadar benzeyen ve ikinci çocuk olarak doğan Salvador Dali’ye verilir. Çiftin ölen ‘Salvador’u unutamamaları ve sürekli O’nu anmaları Salvador Dali üzerinde derin etkiler bırakmış olmalı ki; ailesinin evlatlarını kaybetmelerini kabullenememesini ve sürekli olarak takıntılı biçimde anılmasını hayatında önemli bir nokta olarak kaydediyor. Ailesi tarafından tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürüdüğünü söylemesi, bu konunun çeşitli şekillerde hayatına yansıması, Dali’nin bu sebeple ailesinin dikkatini çekmek amacıyla farklı yollar aramasına ve şımarık bir çocuk olmasını sağlamıştır.
Dali, ölen ağabeyi için “iki su damlası gibi benziyorduk, fakat yansımalarımız farklıydı… O, herhalde benim fazla, mutlak olarak tasarlanmış ilk versiyonumdu.” satırlarını kâğıda aktarır. Böylece Salvador Dali bir küçük despota dönüşür ve ailesinin dikkatini çekmek için elinden gelen tüm olumsuz davranışları sergilemeye başlar. Artık ailede, Dali’nin sergilediği histeri krizleri, teatral hareketler alışılagelmiş bir hal alır.  Uzun süre, onu fetheden kız kardeşi Ana Maria’nın doğumu bile onu düzeltmeye yetmez Aksine zaman geçtikçe farklılığını ifade etme isteği daha da dayanılmaz hale gelir. Tüm bu yaşadığı durumlar O’nu etkilemiş olacak ki, ilk yaptığı eserin adı “Hasta Çocuk” olur.
Tapacak kadar çok sevdiği annesini 1912 yılında meme kanserinden kaybettiğinde ise şu sözleri sarf eder: “Hayatımda aldığım en büyük darbeydi. Ona tapardım. Ruhumun kaçınılmaz kusurlarını görünmez kılabilmesine hep güvendiğim bir varlığın kaybını kabullenemiyordum.”
Dali’de tıpkı Modigliani ve Frida gibi annesinin desteğiyle, 1914'te özel bir resim okuluna yazılır ve 1919'da Figueres Belediye Tiyatrosu'nda ilk sergisini açar. 1926 yılında ise gerçekleştirdiği Paris gezisi, ressamın Pablo Picasso ile tanışmasını sağlar.
20′li yılların başında Madrid San Fernando Akademisine başlar, ancak aykırı hareketleri nedeniyle okuldan atılır ve bir süre Girona cezaevinde tutuklu kalır. Daha sonra tekrar okula kabul edilse bile 1926′da tekrar atılır ve okulundan temelli kovularak askere alınır. Sanatçının Pablo Picasso ile tanışması ise okuldan kovularak Paris’e yaptığı gezi sürecinde gerçekleşir. 10 yıl sonra Londra'da Stefan Zweig onu Sigmund Freud'a tanıtır. Dali böylece değişir. Görünümüyle de. Başlangıçta ki uzun saçları; ağzından hiç düşmeyen piposu daha sonra kısacık briyantinli saçlı spor kıyafetli asık suratlı birine dönüşür ve günlük yaşamı; entelektüel bir söylemin ve lüks bir yaşamın çevresinde dönmeye başlar.
1928’te “Sanat Karşıtı Katalan Manifesto”yu sanat eleştirmenleri Montanya ve Gasch ile kaleme alır. Modernizmi ve gelecekçiliği (fütürizm) savunur. 1929 ise Dalí’nin hayatındaki en önemli yıllardan. Önce arkadaşı Luis Bunuel ile ‘Bir Endülüs Köpeği’ filmini çekerler. Oldukça avangart bulunan bu kısa film sayesinde sürrealist sanat çevrelerinde şöhretleri bir anda artar. Eserlerindeki tuhaf ve çarpıcı imgelerle ünlenen, dünyanın en büyük ressamlarından olan Dali, en iyi bilinen ve hemen herkesin bildiği en ünlü eseri olan Belleğin Azmini 1931'de bitirir.
Diğer ressamların aksine kadınlar Dali’nin pek ilgisini çekmiyordu. Onlar sanatçı için sadece erotik fantezileri için gerekliydiler. Dali’nin fikrini değiştiren olay ise 1926’da bir Rus avukatın kızı ve sürrealist şair Paul Eduard'ın eşi Gala’yla tanışmasıyla gerçekleşti. Onu ilk defa Cadaquez'de Akdeniz'in Catalan kıyısında Hotel Miramar'ın karşı terasında gördüğünde eşiyle beraberdi ve Gala’dan o kadar çok etkilenmişi ki hemen o gün ertesi gün için saat 11'de plajda buluşmak üzere randevu aldı. Dali bu olayı tamamen sembolik bir biçimde hazırlamaya karar vermişti aslında. Randevu saatinde önce soyundu, elbiselerini, göğüs uçlarını, kıllarını, göbek deliğini ve esmerleşen tenini gösterecek şekilde kesti ve katladı. Boynuna inci bir kolye, kulağına kırmızı bir sardunya taktı. Traş olurken yaralanmasından esinlenerek kendi kanını süründü. Bunu balık kuyruğu, keçi gübresi ve yağla karıştırdı. Amacı Gala ile ilk buluşmasını ölümcül bir ritüele dönüştürmekti. Ta ki pencereden Gala'yı, özellikle de çıplak bronzlaşmış sırtını görünceye değin! Bu ölümcül ritüele son vererek üzerindeki bu vebalı tutkuyu soyunmaya karar verdi. Birkaç ay sonra tamamen âşık olarak birlikte yaşamaya başladılar. Ve o andan itibaren Gala; Dali için bir âşık, bir arkadaş, esin perisi, model, danışman ve her şeyin ilersinde varlığının yöneticisi olur. Dali hiçbir zaman taptığı esin perisi Gala'dan ayrılmadı, ölümünden sonra bile ve eve kendine duyduğu ihtiyaçtan daha fazla bir ihtiyaçla ona bağlıydı.

“Gala’nın acısından
– ki benim acımdır.
Gala’nın ölümünden
– ki benim ölümümdür.
Başka hiçbir şey hayatıma dokunamaz”

1982 yılında tek aşkı Gala’nın ölümünün ardından Dali büyük bir travma geçirdi ve sağlığı gitgide bozulmaya başladı. 1984’te İspanya’daki şatosunda çıkan yangından sonra rahatsızlığı iyice bozulan Dali, son yıllarının bir kısmını Pubol’daki şatoda, bir kısmını da kendi kurduğu Tiyatro Müzesi’nin yanındaki Torre Galatea’daki özel odasında inzivada geçirdi. Gala'nın ölümünden sonra resim yapmayı nerdeyse bırakan Dali, bir süre sonra son olan Serçenin Kuyruğu adlı tablo eserini yaptı.
Dali, 23 Ocak 1989'da Figueras hastanesinde, kalp yetmezliğinden 84 yaşında hayata veda etti. Cesedi ilaçlandı ve şu anda ‘Salvador Dali Müzesi’ olarak bilinen, Figueras'daki müzesine hâkim olan dev kubbenin altına yani bu yerin mahzenine gömüldü.
Bugün Dali'nin eserlerinin büyük çoğunluğu, Figueres'deki Dali Tiyatro ve Müzesi'nde bulunuɾ. Florida'nın St. Petersburg kentindeki Salvador Dali Müzesi, Madrid'deki Reina Sofia Müzesi ve Los Angeles’teki Salvador Dali Galerisi de sanatçının yüzlerce eserini barındırır.


Nursel ÖNEN



Bu yazı 1139 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
YUKARI