Bugun...
Reklam
Reklam
İKİ DAMLA GÖZYAŞI


Bilal EYÜPOĞLU Konuk Yazar
 
 
Reklam

İKİ DAMLA GÖZYAŞI

Korona virüs pandemi hastanesi olarak özgülenen hastanemiz bugün yine can pazarı gibiydi. Üç haftadır hastalar covid 19 şikayetleri ile hastanemize akın ediyordu. Bugün hastanemizde yaşadığımız ölüm kalım savaşı tam on sekiz saat sürdü. Şimdiye kadar hiç tanığı olmadığımız, ezber bozan  olağanüstü günler yaşıyorduk.

Ecel çevremizde dört dönüyor, insanlar gözlerimizin önünde çırpına çırpına can veriyordu. Dehşet, acı ve çaresizlik bütün benlikleri sarmıştı. Yerküremiz sanki biyolojik bir silahla yapılan üçüncü bir dünya savaşı yaşıyor gibiydi. Birkaç ay içerisinde beş kıtaya yayılan, bütün insanlığı umarsızlığa düşüren, tıp biliminin çaresiz kaldığı baş edilemez sinsi bir virüs, insana el ve nefes temas yoluyla bulaşıyor, kendini karantinada garantiye almayan yaşlılarla kronik hastaları asla affetmiyordu.   

    Haftalardır sağlıkçı kadromuz, doktorlar, hemşireler, hastabakıcıları, temizlikçiler ve teknisyenler olarak, gecelerini gündüzlerine katarak, zorunlu ihtiyaçlarını bile olabildiğince erteleyerek hayatlarını feda edercesine görev yapıyorlardı. Tüm pandemi hastaneleri seferberlik halindeydi. Halkımız, tıpkı birçok dünya halkları gibi,  hayranlık uyandıran üstün başarısı ve cansiparane özverisi  nedeniyle, sağlık ordusuna her gece sevgi ve övgülerini göstermek için, pencere ve balkonlarından coşku ve sevgi göstererek dakikalarca alkış tutuyordu.

Bu olağanüstü pandemi günlerinde, ben de, bir yandan başhekim olarak hastanemizin işletimini, acil donanım ve temizliğini kusursuz yönetmeye çalışırken; bir yandan da bir bulaşıcı hastalıklar profesörü olarak özellikle yoğun bakımda yatan ve solunum aygıtına bağlanan ağır hastalarımızın tedavilerine koşuyordum. 

Bugün üzüntümün katmerlendiği günlerden bir gündü. İyi tanıdığım ünlü bir gazeteci olan Hakan Sucu’yu, genç yaşta olmasına, çok çabalamamıza rağmen kurtaramadık. Hastanemize nefes darlığı, ateş ve öksürük şikayetleriyle başvurmuştu. Virüsü, bir toplantıda kapmış. Virüsün çok etkili olduğu bağışıklık sistemini zayıflatan  bir alt hastalığı vardı. Hastalığı hızlı gelişti; yoğun bakım ardından solunum aygıtına bağladık. Fakat olmadı; sinsi ve azman virüsü alt edemedik. Hakan Sucu’nun haberci olan eşi ise bir kronik hastalığı olmadığı için aynı hastalığı ayakta atlatabilmişti. İyi biliyorum ki her ölüm, özellikle aileleri için, başlı başına bir öykü ve bir faciadır. Kurtulan eş, bulaşı önlemi yüzünden eşini yatışından sonra bir daha hiç görememiş olmasını, eşinin bir cüzzamlı gibi sevdikleri başucunda bulunamadan yalnız başına vefat etmesini ve cenaze töreni yapılmadan kabrine tabutuyla gömülmesini kahrolarak anlattı. 

    Korona günlerinde, biz sağlıkçıların günlük temas kurarak virüsü ailelerimize bulaştırmamızı önlemek ve dinlenmemizi sağlamak amacıyla, belediyenin tahsis ettiği boşaltılmış bir otelde, bana ayrılmış odada, yorgun argın ve uykulu gözlerle bu notları tutmaya çalışıyorum. Az önce ezber bozan virüse ilişkin literatüre ve haber bültenlerine hızlıca bir göz attım. İlk başta, eşim Gülten ve çocuklarımla alışıldık telefon görüşmelerimizi yapmıştım. Sağlık ve morallerinin iyi olması beni rahatlattı. Hemen bir duş alıp, külçe gibi yatağa uzandım. Beynimin uğuldadığını hissediyorum. Canlara can katmaya değer diye düşünerek, kendimi  hasret kaldığım  kan uykunun kollarına attım. 

      Sabah kalktığımda, bedenimin dinlenemediğini, uykumu alamadığımı fark ettim. Canla başla görev yapmaktan dolayı artık bitkin düşmüştüm. Öyleydi ama bir an önce hastane ve hastalarımıza yetişmek, can kurtaran olmak zorundaydım. Hastadan hastaya koşarken, bırakınız dinlenmeyi, yemeyi içmeyi unutuyor, zorunlu ihtiyaçları bile insanüstü bir gayretle erteledikçe ertelemek zorunda kalıyordum. Aşırı telaştan, yoğun sakınma dikkatimin zayıfladığı anlar olabiliyordu.

    Hastaneye varınca ilk işim, öncelikle o gün taburcu edebileceğimiz talihli hastalarımız ile, o gün kaybettiğimiz talihsiz hastalarımız hakkında bilgi almak oluyordu. Hain virüsü yenerek taburcu olacak cengaver hastalarımız az değildi ama yazık ki yeni can kayıplarımız vardı ve yeni yatışların ardı arkası kesilmiyordu. Öngörülen on dört günlük kuluçka süresini bitirip sağlığına kavuşan hastalarımızı, çalışanlarımız, alkış tutarak sevinç gösterileri içinde uğurluyorlardı. İnanıyorum ki tıpkı kolera, veba, sıtma, kızamık salgınları gibi bu küresel salgını da  er geç atlatacağız. 

     Her sabah, konsültasyon dediğimiz, hastanemiz profesör ve doçentlerinin katıldığı düzenli danışma görüşmeleri yapıyoruz. Bir yandan  covid 19 virüsünü alt edecek tanı ve yöntemleri değerlendiriyor, bir yandan da kritik hastalarımıza uygulanacak tedavi yöntemlerini görüşüyoruz. Artık biliyoruz ki, covid 19 virüsü, 2019 Aralık ayında Çin’de görülmüş ve birkaç ay içinde bütün dünyaya yayılmış bir solunum hastalığıdır. Etkin aşısı ve ilacı henüz bulunmadığı için hızla yayılmakta, hızla can almaktadır. Özellikle altmış beş yaş üstü yaşlılar ile kronik hastalıklı hastalarda ve geç kalmış olgularda ölümcül etki gösteriyor. Yazık ki hastalığın sosyal mesafe, el sabunlama ve yalıtım dışında etkili bir önlemi henüz yok. 

    Sabah toplantımızda, başhekim yardımcım doçent Sezai Hoca ile birinci durum değerlendirmemizi yaptık. Sezai Hoca, “Ne virüsmüş be hocam, dedi. Harikalar yaratmış olan tıp bilimine de, ekonomilere de diz çöktürdü.”

Ben, “Evet, dedim. Biz dünyalılara aczi ve dayanışmanın kaçınılmazlığını öğretti. Bu afet de atlatılacak elbette. Ancak insandan insana bulaşan virüs, sosyal temasın yasaklanmasına yol açtığı için, okullar tatil edildi, kamu daireleri ile işyerleri kısmen geçici olarak kapatıldı. Sonuçta milyonlarca kişi işsiz kaldı ve ekonomiler çöktü. Ben virüsün adeta on şiddetinde ultra bir deprem gibi yıkıma yol açtığını ve ekonomik açıdan milyonların enkaz altında kalacağını düşünüyorum. İnsan soyu doğanın dengesini alt üst etmişti; virüs de can alıyor, dehşet saçıyor ve ekonomileri alt üst ediyor. Sosyal devletin, küresel nimet paylaşımının gündeme oturacağı yepyeni oluşumların kaçınılmaz olduğu görülüyor.”

Sezai Hoca, “Hocam, dedi, gözlem ve irdelemelerinize aynen katılıyorum. Yüzyılın belasıyla karşı karşıyayız. Ancak bağışlarsanız, size nazikane bir uyarıda bulunmak istiyorum. Her gün ortalama on beş saatin üzerinde insanüstü bir özveri ve duyarlılıkla başhekimlik görevlerini de aksatmadan hastadan hastaya koşarak görev yaparken, hem çok bitkin düşüyorsunuz, hem de korunma önlemleriniz kaçınılmaz olarak çok aksıyor.” 

“Haklısın, Hoca, dedim. Afet karşısında, kendimi bir sağlık serdengeçtisi olmaya mecbur hissediyorum. Ancak Don Kişot olmak asla doğru değil. Covid 19, gerçekten hiç affetmiyor. Uyarıların için çok sağol.” 

Sezai Hocanın haklı uyarısı üzerine korunma önlemlerini artırdım. Artık astronotlar gibi giyiniyordum. Yüzüme maske ve gözlük, başıma bone, elime eldivenler takıyor, üstüme tulum giyiyorum. Ancak bu kıyafetle günde en az on beş saat çalışarak, bir yandan tedavi, bir yandan zorunlu başhekimlik görevimi yapmak, kaçınılmaz ihtiyaçlarımı karşılamak büyük bir işkence idi. Dileğim, daha önceden virüs kapmamış olmam, bundan sonra sakınabilmemdi.

Yine gecenin geç saatinde yorgun argın otel odasına yatmaya gelmiştim. Öylesine bitkin idim ki, günlük notlarımı tutmakta zorlanıyordum. Bütün kaslarım sızlıyor, başım zonk zonk zonkluyordu. Kendimi kötü hissetmeye başladım. Bu gece virüse ilişkin literatür ve bülten taramak istemiyor, Gülten ile görüşmekle yetinmek  istiyordum. Üşene üşene bir duş aldıktan sonra, kendimi hemen yatağa attım.

Sabahleyin perişan bir halde uyandığım zaman nefesimin daraldığını, ateşimin yükseldiğini fark ettim. Ambulansla hastaneye ulaştığım an, hemen profesör Hilmi hoca ile doçent Sezai hocayı çağırıp, bir ön değerlendirme yaptım. Çabuk bir test yaptırmaya karar verdik. Kısa sürede belli oldu ki, covid 19 verilerim pozitifti. Bir korona hastasıydım artık. Kendimi bir anda ölümcül bir sürecin eşiğinde buluvermiştim. Bir bulaşıcı hastalıklar profesörü ve başhekim olmam, virüsün umurunda olmamıştı. Kuşkusuz ilk anda dünya başıma yıkıldı. Fakat çok iyi biliyor ve inanıyordum ki, covid 19 illeti de, dirençli bir bağışıklık sistemini alt edemez. Dirençli bağışıklık sistemi ise, öncelikle yüksek maneviyat ve dirençli bir irade demektir.

Beni hemen özel bir odada yalıtım altına aldılar. Tüm meslektaşlarım, başta branş hocası Hilmi Hoca olmak üzere, sağ olsunlar, üstüme titriyor, her olanağı kullanarak, beni tedavi için çırpınıyorlardı. Gün günden daha da ağırlaştığımı hissediyordum. Artık can derdine düşmüştüm. Egzersizlerini düzenli yapan, sağlıklı beslenmeye çok özen gösteren bir kişi olsam da bir şeker hastası olmam nedeniyle  kaygılanıyordum. Kendi kendime sürekli moralimi, umut ve güvenimi asla yitirmemen gerektiğini telkin ediyor, “Kanıtlanmıştır ki, diyordum, yüksek moral mucizeler yaratmıştır.” 

Beni kahreden noktalardan biri, kaptığım hastalığı eşime ve çocuklarıma bildirme zorunluğumdu. Elim titreyerek telefon ettiğim Gülten’e, güven vermeye çalışan bir ses tonuyla,  “Aşkım, dedim, lütfen metin ol. Covid 19 testim, ne yazık ki pozitif çıktı.” 

Çığlık atarak, “Ne, ne? Testin pozitif mi çıktı?”  diye hıçkıran Gülten, “Aman Allah’ım. Olamaz, olamaz“ diye hüngür hüngür ağlıyordu. 

Ben, yatıştırıcı bir sesle, “Fakat aşkım, dedim, hemen tedavi altına aldılar beni. Hastalığımı işiten yurdun dört yanındaki uzman  meslektaşlarım tedavime yakından destek veriyorlar. Durumumun iyiye gittiğini görüyoruz.”

Gülten, duygularını hemen bastırdığını sezdiren bir ses tonuyla, “Buna çok sevindim, aşkım” dedi. Bana moral vermeye çalıştığını fark ediyordum. “Günlerdir televizyon ekranlarında sayısız bilim insanı, erken tedavinin ve güçlü bir bağışıklık sisteminin  kalleş virüsü yendiğini söylüyor. Zaten bu musibeti ve tedavisini en iyi bilen kendinsin, aşkım. Ben senin ne kadar güçlü bir bedene ve morale sahip olduğunu çok iyi bilirim.  Bu illeti mutlaka yeneceksin, inşallah.”

Bana moral vermek için özgüvenli davransa da, onun bastırılmış hıçkırık sesini uzaktan uzağa  işitebiliyordum. 

 “Aşkım, dedim, hep konuşuruz ya, gerçek kahraman, felaket anlarında zavallılaşmayan insandır. Lütfen moralimizi yüksek tutalım. Unutmayalım ki, tıp harikalar ve yüksek moral de mucizeler yaratıyor.”

Gülten, yatıştırıcı bir sesle, “Maneviyatını hiç bozma lütfen, dedi. Diren,  diren lütfen. Umudunu yitirme asla, ne olur, benim insan ve meslek aşığı, fedai kocacığım. Çocukları alıp, seni görmeye geliyorum hemen.”

 “Sakın hastaneye gelmeyin, sakın, diye şiddetle itiraz ettim. Hastaneye ziyaretçi girişi kesinlikle yasak. Ayrıca gelip virüs kapmanızı asla istemiyorum. Dedim ya aşkım, hızla iyileşiyorum ben.” 

Yatışmak bilmeyen Gülten, sonunda beni de ağlattı. Çok geçmeden kızım Ayten ile oğlum Murat, damadım Erkan da aradılar. İyileşmekte olduğumu, hastaneye gelmemeleri gerektiğini onlara da söyledim. Eşim ve çocuklarımla yaptığım telefon konuşmaları duygu yoğun anlar yaşatsa da, kahreden azabımı ailemle paylaşmam ve sevildiğimi görmem bana çok iyi gelmiş, moralimi, yaşama sevinç ve direncimi yükseltmişti 

Arkadaşlarım bana üzülerek haber verdiler. Yaptığı tedavilerden covid 19 virüsü kaptığını daha önce öğrendiğim profesör Cemil Hocamızı yazık ki kaybetmiştik ve adı hastanesine verilmişti. Ölümün üstüne üstüne giderek ölümsüzleşen değerli sağlık serdengeçtimiz, insanlık ve meslek aşkı uğrunda, ardında büyük bir yararlılık ve hoş bir seda bırakarak hayata veda etmişti. Profesör Cemil Hocanın kurtarılamaması, alt hastalığım nedeniyle kaygılarımı iyice artırmıştı. Ancak verilerimi benimle paylaşan doktorlarım hızla iyileştiğimi söylüyorlardı. 

Büyük müjdeyi Hilmi ve Sezai hocalar verdiler. Son iki testimin de sonucu negatif çıkmıştı. Negatif olan bir sonucu ilk kez büyük bir sevinçle karşılıyordum. Görünüşe göre covid 19 illetini atlatabilmiştim. Dünyaya yeniden doğmuş gibiydim. Tanık oldum ki benim için duyulan  sevinç, hastanemizden dışarı taşıyordu. Hemen aldığım kutlama mesajları ve  coşkulu sevinç gösterileri beni çok duygulandırdı.

Fırsat bulunca büyük müjdeyi aileme duyurmak için sekreterimden telefonumu getirmesini rica ettim. Bu sırada Sezai Hoca, heyecanla, “Hocam, izin verirseniz, dedi, sizinle, sorumlusu olduğum bir aile sırrınızı paylaşmak istiyorum.”    

“Hayrola Sezai Hoca, diye sordum merakla. Ne kusuru, ne aile sırrı paylaşımı?”

“Hocam, testinizin pozitif çıktığını öğrenince, Gülten yenge, çocuklarınızla birlikte o gün sizi görmek için hemen hastaneye gelmiş, fakat kapıda alıkonulmuştu. Bana ulaştı. Hıçkırarak ağlıyor, ‘Sezai Hoca, Ahmet’i bir kere olsun görmeliyim’ diye ısrar ediyordu. İkna edemedim. Çaresiz kalıp, sağlıkçı kıyafetleri giydirdim, sizi uyuduğunuz sırada kapı önünden seyretmelerini sağladım. Tabii gözyaşları sel oldu. Hilmi Hocadan da bilgi aldılar. Daha sonra  bana her gün üç beş kere sağlığınızı ve tedavi  durumunuzu sordu.”

“Gülten, belli ki yine yapmış yapacağını, hocam, dedim. Size bu çılgın girişime katkınız için ancak teşekkür edebilirim.” 

“Hocam, dedi Sezai Hoca, olağanüstü koşulların çözümleri de olağanüstü oluyor.”

Çalan telefonumu Gülten’in açması sanki saatler sürdü. O telefonu açıp alo der demez, şen bir kahkaha atarak, “Aşkım, dedim, müjdeler olsun, son testim negatif çıktı.” 

Sevinç çığlıkları atan Gülten, “Aman Allah’ım, aman Allah’ım” diyerek hıçkırdı. Belli ki dünyalar onun olmuştu. Kendisine beni evde beklemesini, ambulansla hemen eve geleceğimi müjdeledim. 

Ambulansla evimizin önüne gelince, gördüm ki evin önünde basın mensupları,  eşim Gülten ile kızım Ayten ve minik torunum Tarık beni bekliyorlar. Astronot giysisine benzeyen kıyafetimle cankurtarandan indiğimde, deklanşörler çakmaya başladı. Israrlı demeç isteklerini araya giren refakatçi doktorum engelledi.

Beni karşılarında görünce eşim Gülten ile kızım Ayten öyle sevinç çığlıkları attılar ki şamatayı işiten komşularımız, balkon ve pencerelere toplanıp beni alkış tufanına tutular.

Gözüm, öncelikle annesinin ardına saklanan ve kaçamak bakışlarla dedesini izleyen torunum Tarık’da idi. Göz göze geldiğimizde, kollarımı uzaktan açarak, sevinç ve özlemle, “Yavrum!“ diye seslenmem üzerine, minik gözlerinden iki damla yaş süzülüverdi. Benim gözyaşlarım bir anda sel olmuştu. Baktım, herkes sevinç gözyaşları döküyordu.. 



Bu yazı 3457 defa okunmuştur.

Reklam

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
YUKARI