CUMHURBAŞKANI HAKLIDIR!


Zeki Buzgan
 
 


CUMHURBAŞKANI HAKLIDIR!

Bundan dokuz yıl kadar önce, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi'nde görev yapan yardımcı doçent bir hanımefendiyi tanımıştım. Sosyal Bilimler alanında geniş bilgiye sahip olan bu hocamız, ''Stres ve Kriz yönetimi''nin yanında başka derslerin de hocasıydı. Engin bilgi ve ufuk genişliğine ek olarak irfan ve erdem sahibi saygıdeğer bir şahsiyetti. O döneme kadar benim de kamu yöneticiliğimden hatırladığım kadarıyla bir işe başvuranlar genellikle ''her işi yaparım'' diyerek bütün münhal görevlere talip olurdu. Hocamızla birlikte şöyle bir araştırma başlattık. Buna göre Doğu Anadolu'da küçük bir ilimizde bir pilot uygulamayla KOBİ'lerde çalışan personelin kendi alanlarında ne kadar yetkin olduğunu tespit etmeye yönelik bir anket çalışması tasarlamıştık. Amacımız, çalışanların kendi alanlarında hiç değilse ön lisans veya meslek lisesi mezunu olduklarını tespit idi. 53 KOBİ kuruluşunda bırakın ön lisans veya meslek lisesi mezuniyetini, alanlarıyla ilgili bir meslek sertifikasına bile sahip değildiler. Bunun üzerine ''her işi yaparım'' yerine ''bir işi çok iyi yaparım'' diyebilen, o işi meslek edinerek kendisine bir statü belirlemiş, alanında gelişmeye açık, kendisini ispatlama gayretinde bulunan özgüvenli bir gençliğin daha kolay iş edineceğini değerlendirmemize dâhil ettik. Bu şekilde yönlendirilecek bir toplumda her bireyin sadece kendi eğitimiyle ilgili bir alanda uzmanlaşmasının ve görev almasının ülkemizdeki istihdam sorununu önemli oranda azaltacağı belliydi.

          Bu çalışmalarımız esnasında Sayın Hoca'mıza aynı üniversitede hatta bölümde birçok kişinin kısa sürede doçent olabildiğini, neden kendisinin halen yardımcı doçent olarak kaldığını sormuş ve doçentlik için birkaç makale yazmasına rağmen sırasını beklediğini ifade etmişti. Araştırmam sonucunda bölüm başkanı ve kurum yöneticisiyle aynı siyasi görüşü paylaşmayanların ve informel (özel-sosyal) ilişkisi olmayanların yükselme ihtimallerinin yok denecek kadar az olduğunu öğrendim. Bahse konu hocamız, altı yıldan beri beklerken sadece bir yıl önce atanan bazı kişiler doçentliğe yükselmişti. Maalesef bu sorun sadece burada değil, lisans sonrası fakültelerinde akademik eğitim ve görev alma beklentisi içindeki birçok yüksek lisans adayının da sorunuydu. İkballeri bir hocaya yaranmaya bağlıydı.

       Biraz araştırma yaptıktan sonra o dönemde Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı olan kuzenim Turan Buzgan'ı arayarak onun vasıtasıyla YÖK'ün yöneticilerinden randevu aldım.

       Ankara ziyaretimde yetkililere; Devlet Memurları Kanunu'nda yardımcı doçentlik diye bir unvan olmadığını, gelişmiş birçok ülkede doktorluktan doçentliğe geçiş için farklı kriterler kullanıldığını, burada öğrencilere neyin ve nasıl aktarıldığının, öğrencilerin araştırmaya sevk edilerek başarı hedeflenmesi gerektiğini, hocaların unvan değişikliğinde de üç tane makale ve bölüm başkanının insafına bırakılmak  yerine, öğrencilerin bilgi ve becerilerindeki pozitif değişimin de performans kriteri olarak ele alınması gerektiğini şifahi ve yazılı olarak sundum. Daha sonra İzmir Medyası'nın dahil olduğu bir toplantıda Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü ve yöneticilerine de kısa bir sunumla hatırlattım. Anladığım kadarıyla bu sorunu bütün ilgili ve yetkililer kabul ediyor ancak çözüm için bir türlü harekete geçmiyorlardı.

       Önemli bir haksızlık ve adaletsizliğe sebep olan bu konuya Sayın Cumhurbaşkanı'nın el koyması bütün mağdurlar ve gelecekte görev alacaklar için kurtuluş reçetesidir. 12 Ocak 2018 günü Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın kamuoyuna beyanatı devrim niteliğindedir. Hazret-i Ömer'in ''Dicle kıyısında kaybolan bir kuzunun hesabını benden sorun'' sözünü unutmayarak bu topraklarda haksızlık ve adaletsizliklere müdahale konusunda milletimizin sahipsiz olmadığını bilmek, bizlerin geleceğe, daha ümitli bakmamıza sebep olacak. Bütün mağdurlar adına şükranlar Sayın Cumhurbaşkanım.

 

Zeki BUZGAN



Tarih: 13.01.2018 22:21